VEDA
- 4 Mar
- 1 dakikada okunur
Bu kente geldiğimde henüz genç olan şehrin delisi de iyice yaşlanmıştı. Artık buradan
ayrılmam gerektiğini fark ediyordum. Nereden başlamalıydım? Gitmenin neresinden başlanır
ki… Başı yok sonu da. Evden mi başlasam acaba? Bu evi çok zor bulmuştum. Bir şubat günü
karşıma çıkmıştı. Balkonu uçsuz bucaksız denize bakıyordu. O balkonda ne misafirler
ağırlamış, ne çaylar içmiş, ne türküler dinlemiştim. Dahası da vardı. Çok katlı olan bu evin
yatak odasının cam duvarından gökyüzüne bakarak uyuyabilmiştim. İşten acele çıkıp bu eve
sığındığım günleri nasıl bırakacağım? Bir yerden başlamalı gitmeye. En zorundan
başlamalıyım ki gerisi kolay olsun.
Önce tayin mi istesem? İlk işe burada başlamıştım. Korkarak ve heyecanla başladığım
işi yine burada sevmiştim. İş iştir işte bunu çok düşünmemeli…
Galiba en zor olanı arkadaşlarımdan gitmek olacak. İlk geldiğimde burada hiç kimseyi
tanımıyordum. Sokakta yürürken tanıdık birileriyle karşılaşmama duygusu beni çok rahatsız
ederdi. Burada güzel arkadaşlarımın olacağını hiç düşünmemiştim. İş çıkışı sahilde uzun uzun
yürüyüşler yaptığımız Orhan’dan nasıl gidilir? Akşam çaylarımızı beraber içtiğimiz Kerem’den,
hararetli felsefe tartışması yaptığımız Fatih’ten nasıl nasıl giderim, bilemiyorum . Mahallenin
her gün beni işe uğurlayan ihtiyar siyah köpeğine, iş çıkışı ekmek aldığım bakkala nasıl veda
edilir ki… Bilemedim şimdi. Var mıdır bunun bir formülü? Bir gidene sormalı.
En iyisi bunları şimdilik bir kenara bırakıp, kahvemi alıp balkondan giden geminin
arkasından bakayım…
Ahmet Eren Ören

Yorumlar