top of page

ADALET ALGISI ve HUKUK

  • 4 Mar
  • 2 dakikada okunur

Hukuk, gerçekten adaleti tam olarak sağlayabiliyor mu yoksa sadece adaleti amaç edinmiş bir araç mı? Verilen bir karar hukukÎ açıdan uygun olsa bile gerçekten adil bir karar olabilir mi? Belki de tam olarak adaleti tanımlayamadığımız veyahut yaşayamadığımız için hukuk kuralları ve hukukÎ süreçler bizim sığındığımız bir liman olabilir. Adalet ve hukuk ilişkisini birbirinden ayıran önemli vurgu, içimizden gelen adillik duygusu olur. Bir duyguya hitap ettiği için de biraz daha vicdan rolü ortaya çıkıyor. İşte bu yüzden hukuk ile adalet arasındaki çizgi kimi zaman soluklaşır; bizi “doğru olan nedir”sorusuyla baş başa bırakır.

 

Adalet objektif tanımlarını yanı sıra sübjektif olarakta tanımlanabilir. Aslında algı dediğimiz olay ortaya çıkıyor. Adalet algısı toplumun kültürel değeri, medyanın etkisi, dini inanışlar, travmalar gibi etkenlerle kaynağını oluşturur. Kısaca bir toplumun yaşanmışlığı algıyı ona göre şekillendiriyor. Örneğin, eşitsizlikten dolayı bu konuda birey kendini soyutlaştırıyor. Soyutlaştırmadan kast adalete olan güveninde zedelenme olabiliyor. Psikolojik açıdan ise birey kendini güvende hissettiği, eşit bir şekilde yaşadığı hayatı ister. Bu aslında insan doğasının bir parçasıdır. Adil bir dünyada yaşamak, emeklerinin karşılığını almak, bir otoriteye ihtiyaç duymak gibi. Otorite çocukluktan itibaren başlayan güvencedir; anneye, babaya, öğretmene, devlete güvenmeyi öğreniriz. Hukuk, adalet bu güveni sağlamanın en temel yoludur. Eğer ki hukuk bu ihtiyaçları karşılarsa  güven kazanır; karşılamadığında ise bu güven yerini zedelemeye bırakır, adalet insana göre farklı bir anlam kazanır. Bu şekilde adalet algısı oluşur.

 

Hukuk ile algı arasındaki ilişkiye baktığımızda birbirinden farklıdır. Hukuken doğru fakat toplumca yanlış görülen mahkeme kararları olabilir. Ülkemizde iyi hÂl indirimi kararları örnek verilebilir: TCK m.62/2‘ de  Takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki pişmanlığını gösteren davranışları veya cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri (…)[1] göz önünde bulundurulabilir. Bu karar özellikle cinayet, cinsel istismar, işkence tarzı suçlara uygulandığında toplum tarafından tepki uyandırır.

Medyanın etkisi ide bu durumda etkilidir. Bir olay hukuki olarak yargılanmadan önce; insanlar davayı  medyadan, haber sitelerinden öğrenir. Bu durum, yargı süreci başlamadan hüküm verilmesine yol açar. Hatta bazı zamanlar hakim ve savcılar, farkında olmadan toplumun beklentisini dikkate almak zorunda kalırlar. Bu da “kamuoyu baskısı” dediğimiz durumu oluşturur. Hukuk ise duygularla değil, delillerle hareket eder; ama toplumun sesi bazen mahkeme salonlarının sessizliğini bastırır. İşte medyanın gücü böyle anlatılabilir.

 

Adalet yalnızca kanunlarda değil, bireyin toplumun içinde olmalıdır. İnsanlar kararın hukuken  doğru olduğunu bilseler bile, bunun adil olup olmadığını kendi inanç ve değeri üzerinden ölçerler. İşte bu nedenle hukukun etkili ve kalıcı olabilmesi için toplumun adalet algısıyla uyuşması gerekir. Hukuka olan güven, adaletin var olduğuna ve eşit şekilde dağıtılacağına inanıldığında gerçekleşir. İnsanlar bu şekilde toplumun parçası olduğunu hissederler. Ancak hukuk toplumun vicdanıyla çatıştığında güven zedelenir ve adalet duygusu sarsılır. Medya, değerler, inançlar bu algıyı şekillendiren önemli faktörlerdir; hukukçular, bu psikolojik dengeyi göz önünde bulundurmalıdır.

 

Sonuç olarak, adalet sadece mahkeme salonlarındaki sürece değil, toplumun her bireyin içinde hissedildiği sürece var olur. Hukukun görevi yalnızca karar vermek değil, o kararın toplumda meşru ve güvenilir bir adalet duygusunu oluşturmasıdır. Çünkü adalet, uygulanmakla birlikte hissedilmesi gerekmektedir; ancak bu şekilde hem hukuk hem de toplum kazanır.

 

                                                                                                                               Z. Yaren Köç


[1] 12/5/2022 tarihli ve 7406 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “sürecindeki davranışları,” ibaresi “sürecindeki pişmanlığını gösteren davranışları veya” şeklinde değiştirilmiş ve “gibi hususlar” ibaresi madde metninden çıkarılmış, fıkraya “kararda” ibaresinden sonra gelmek üzere “gerekçeleriyle” ibaresi eklenmiştir.

Son Yazılar

Hepsini Gör
ADALETİN CİNSİYETİ

Adalet kavramı hep tarafsızlıkla anılır . Terazinin bir kefesinde hak , diğer kefesinde vicdan vardır. Ama bazen o teraziyi tutan ellerin hangi dünyadan geldiğini sorgulamak gerekir. Adaletin terazisi

 
 
 
VEDA

Bu kente geldiğimde henüz genç olan şehrin delisi de iyice yaşlanmıştı. Artık buradan ayrılmam gerektiğini fark ediyordum. Nereden başlamalıydım? Gitmenin neresinden başlanır ki… Başı yok sonu da. Evd

 
 
 

Yorumlar


bottom of page